Kayıtlar

Var Olmanın İlkel Bir Biçimi: Görünürlük I Selman Kaplan

Resim
  Bilinç sahibi tek canlı türü olan insanın yaşam alanı tarihte hep gelişmiş; dağ, bayır, ovalardan köy, şehir ve metropollere uzanmıştır. Modern diyebileceğimiz bu çağda ise fiziki alanlardan çok sanal alemlerin yaşam alanı olarak seçildiğine şahit olmaktayız. Artık doğada, ormanda veya sokakta değil, popüler uygulamalarda zaman geçiriyoruz. Sohbet etmek için yapay zeka robotlarını seçiyor; sağlığımızı, finansal getirilerimizi ve hatta ilişkilerimizi gerçek kişilere değil algoritmalara emanet ediyoruz. Öte yandan modern birey, gerçek hayatta yaşamayı sığ bulmakta dolayısıyla kendisi olmayı değil, sanal bir evrende kendini bambaşka bir şekilde görünür kılmayı daha cazip bulmaktadır. Fransız Sosyolog Baudrillard’ın isim verdiği şekliyle bu simülasyon evreninde insanlar gerçeklikten koparak hayallerini ya da ütopyalarını kaybetmişlerdir. Herkesin yalnızlaştığı, bireysel değerlerin hakim olduğu bir evrende hapsolan insanlar, simülasyonun bir parçası olarak kendilerinin ötesine geçmişl...

Din Felsefesi Açısından Ötanazi: İslam İnancı Özelinde Bir Değerlendirme I Sertaç Oral

Resim
  Özet Bu makalede amacımız, ötanaziyi İslam felsefesi bağlamında intihardan ayırarak yeni bir fıkhi mesele olarak ele almak ve İslami kavramlar üzerine bina ederek fıkhi bir zeminde tartışmaya açmaktır. Peter Singer, ötanaziyi bireysel özerklikle savunurken, burada sunulan model hem bireysel hem de İslam’ın toplumsal maslahat ilkesine dayandırılmaya çalışılmıştır. Ötanazi, genellikle intihar kapsamında fıkhi olarak haram anlamında değerlendirilir. Bana öyle geliyor ki bu yaklaşım, kavramsal ve fıkhi açıdan yetersizdir. İntihar, geleneksel olarak bireyin denetimsiz iradesiyle, herhangi bir kriter olmaksızın hayatına son vermesidir. Oysa ötanazi, tıbbi olarak çaresiz ve dayanılmaz acılar içindeki kişiler için denetimli bir süreçtir. İslam fıkhında ikrah (zorlama), zaruret (zorlayıcı ihtiyaç), maslahat (toplumsal fayda) gibi ilkeler, istisnai durumlarda esneklik tanır ve ötanazi, bu bağlamda merhamet temelli bir çözüm olarak yeniden ele alınabilir. Devlet kontrolü dahilinde bir heyet...

Aşk Felsefesi I Alexander Moseley

Resim
  Bu makale aşkın doğasını ve onun bazı etik ve politik sonuçlarını incelenmesinden oluşmaktadır. Filozof için, "aşk nedir?" sorusu bir dizi sorun yaratır: aşk, soyut bir isimdir ve bu da bazıları için gerçek veya duyusal hiçbir şeye bağlı olmayan bir kelime olduğu anlamına gelir. Hepsi bu; diğerleri için, varlığımızın -benliğimizin ve onun dünyasının- "aşkla temas ettiğimizde" geri dönülmez bir şekilde etkilendiği bir araçtır; bazıları onu analiz etmeye çalışmış, diğerleri ise onu tarif edilemez bir alanda bırakmayı tercih etmiştir. Ancak aşkın birçok kültürümüzde büyük ve kaçınılmaz bir rol oynadığı yadsınamaz; şarkılarda, filmlerde ve romanlarda, ister mizahi ister ciddi olsun, tartışıldığını görürüz; olgunlaşan yaşamın sürekli bir teması ve gençlik için canlı bir temadır. Felsefi açıdan, aşkın doğası; Antik Yunanlılardan bu yana felsefenin temel direklerinden biri olmuş ve aşkın tamamen fiziksel bir olgu olduğu, davranışlarımızı dikte eden hayvansal veya genetik...

Hiçlikten Yaratılış ve Hudus Delili I Hasan Kandemir

Resim
  Felsefe literatüründe çokça tartışılan yoktan yaratma kuramı ve ona dair yapılan eleştirilere dair bir değerlendirmenin yerinde olacağını düşünüyorum. Bu konuyu Tanrı’nın varlığı, evrenin ortaya çıkması veya yaratılması, modern fiziğin verileri göz önüne alındığında hangi argümanların daha geçerli olup olmadığına dair tartışmalarda görmekteyiz. Öne sürülmekte olan Creatio ex nihilo (hiçlikten yaratılış) tezinin imkansızlığı iddiasının Hudus Delili üzerinden ve Klasik Kelam literatürü açısından ele alacağız. Öncelikle hudus delilinin kelam literatüründeki formuna bakalım. 1. Her hadisin hudus bulması için bir sebep lazımdır.  – Sonradan var olan her şeyin bir nedeni vardır. 2. Alem hadistir.  – Evren sonradan var olmuştur. S. O halde hudusunun bir sebebi olması lazımdır.   – Evrenin bir nedeni vardır. Jonathan David Garner, ‘’ Hiçlikten Yaratılış ve Kelam Kozmolojik Argüman ’’ (Çev. Taner Beyter) başlıklı yazısında birkaç maddede hudus delilini eleştirm...

Ruhsal Dönüşüm Mekânı Olarak Mağara: Platon’dan Hira’ya I Selman Kaplan

Resim
İnsanın dönüşüm süreci ancak insanın olmadığı bir ortamda gerçekleşir. Dönüşüm adına ortaya çıkan peygamberler ve filozofların toplumdan uzak mekanları tercih etmeleri tesadüf değildir. İnsansız bir mekan olarak mağara, ruhsal bir dönüşüm için kullanılan en eski mekanlardan biri sayılabilir. Ayrıca dağbaşı, ormanlık, çöl her zaman tek başınalığı ve düşüncenin doğuşunu temsil etmiştir. Mağara aynı zamanda bir metafor olarak Antik Yunan filozofu Platon'un ‘Devlet’ adlı eserinde ortaya koyduğu bir düşünce deneyimi olarak karşımıza çıkar. Çeşitli dinlerde ve öğretilerde de mağaranın önemli bir yeri olup aydınlanma veya gerçeğe ulaşma sürecinin başladığı bir mekan olarak tarif edilir. Kişinin iç dünyasını keşfetmesi, yoğun bir tefekkür süreci ve sonuçta bir dönüşüm geçirmesi arkaik dönemlerden beri burada yaşanır. ‘Yeraltı uçurumu’ anlamına gelen ‘Megara’ kelime kökünden gelen mağara; bir insanın girebileceği genişliğe sahip, yeraltında, dağda veya kayalık alanlarda bulunan doğal boşluk...

William Lane Craig ve Kelam Kozmolojisi Bağlamında Ardışık Eklemeli Argüman I John Danaher

Resim
  KKA’ya [1] aşina olanlar, ikinci önermesinin aşağıdaki gibi olduğunu bileceklerdir: (KKA2) Evren var olmaya başlamıştır. Ayrıca Craig’in argümanın bu önermesini dört ayrı alt argümanla desteklediğini de bileceklerdir; bunlardan ikisi gerçek bir sonsuz fikrine karşı “apriori” argümanlar, diğer ikisi ise mevcut bilimsel teorilere dayanan “aposteriori” argümanlardır. Bu bilimsel teorileri tartışmak çok eğlenceli olsa da, bunlar sadece bir yan gösteridir(veya daha az önemli olan yan argümanlardır). Craig’in kendisi de öncül (2) için birincil gerekçenin “apriori” argümanlardan geldiğini kabul etmektedir. Bu iki argümanın farklı hedefleri vardır. İlki, gerçek bir sonsuzun varlığının imkânını hedef alır (yani gerçek bir sonsuzun var olamayacağını söyler). İkincisi ise gerçek bir sonsuzun ardışık toplama yoluyla oluşturulma imkânını hedef alır. İlk argümanı daha önce Hedrick’in Hilbert’in Oteli Argümanına getirdiği eleştiriyi tartışırken ele almıştım [2] . Bu yazıda ikinci argümana odak...