Kayıtlar

Etik ve Estetik etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Din Felsefesi Açısından Ötanazi: İslam İnancı Özelinde Bir Değerlendirme I Sertaç Oral

Resim
  Özet Bu makalede amacımız, ötanaziyi İslam felsefesi bağlamında intihardan ayırarak yeni bir fıkhi mesele olarak ele almak ve İslami kavramlar üzerine bina ederek fıkhi bir zeminde tartışmaya açmaktır. Peter Singer, ötanaziyi bireysel özerklikle savunurken, burada sunulan model hem bireysel hem de İslam’ın toplumsal maslahat ilkesine dayandırılmaya çalışılmıştır. Ötanazi, genellikle intihar kapsamında fıkhi olarak haram anlamında değerlendirilir. Bana öyle geliyor ki bu yaklaşım, kavramsal ve fıkhi açıdan yetersizdir. İntihar, geleneksel olarak bireyin denetimsiz iradesiyle, herhangi bir kriter olmaksızın hayatına son vermesidir. Oysa ötanazi, tıbbi olarak çaresiz ve dayanılmaz acılar içindeki kişiler için denetimli bir süreçtir. İslam fıkhında ikrah (zorlama), zaruret (zorlayıcı ihtiyaç), maslahat (toplumsal fayda) gibi ilkeler, istisnai durumlarda esneklik tanır ve ötanazi, bu bağlamda merhamet temelli bir çözüm olarak yeniden ele alınabilir. Devlet kontrolü dahilinde bir heyet...

Aşk Felsefesi I Alexander Moseley

Resim
  Bu makale aşkın doğasını ve onun bazı etik ve politik sonuçlarını incelenmesinden oluşmaktadır. Filozof için, "aşk nedir?" sorusu bir dizi sorun yaratır: aşk, soyut bir isimdir ve bu da bazıları için gerçek veya duyusal hiçbir şeye bağlı olmayan bir kelime olduğu anlamına gelir. Hepsi bu; diğerleri için, varlığımızın -benliğimizin ve onun dünyasının- "aşkla temas ettiğimizde" geri dönülmez bir şekilde etkilendiği bir araçtır; bazıları onu analiz etmeye çalışmış, diğerleri ise onu tarif edilemez bir alanda bırakmayı tercih etmiştir. Ancak aşkın birçok kültürümüzde büyük ve kaçınılmaz bir rol oynadığı yadsınamaz; şarkılarda, filmlerde ve romanlarda, ister mizahi ister ciddi olsun, tartışıldığını görürüz; olgunlaşan yaşamın sürekli bir teması ve gençlik için canlı bir temadır. Felsefi açıdan, aşkın doğası; Antik Yunanlılardan bu yana felsefenin temel direklerinden biri olmuş ve aşkın tamamen fiziksel bir olgu olduğu, davranışlarımızı dikte eden hayvansal veya genetik...

Tanrı Benimle Ne Kastetmiş Olabilir? I Selman Kaplan

Resim
  Danimarkalı varoluşçu filozof  Soren Kierkegaard’ın, Tanrı’yı dahil ettiği anlam arayışını başlatan o muazzam sorusu,bir cevap bulmak isteyen her bireyin zihnini meşgul etmeyi başarmıştır. Kendisinden önceki sistem felsefelerini reddederek hakikatin öznelliği hakkında konuşmamız gerektiğini söyleyen Kierkegaard, manevi akıl hocası 'Atina'nın at sineği' Sokrates’in felsefi ebelik sanatını devam ettirerek kendisi de 'Kopenhag'ın at sineği' olarak tıpkı onun yaptığı gibi zamanının yaygın inançlarına meydan okumuştur. [1] Anlam bakımından insan varoluşunun tamamlanmamış bir süreç olduğunu düşünen Kierkegaard, bu noktada Tanrı’yı yardıma çağırmaktan çekinmemiştir. Bu yazıda öncelikle Kierkegaard’ın felsefesinde var olmanın anlamını tartışacağız. Ardından ‘öznel hakikat’ kavramı çerçevesinde varoluş aşamalarını inceleyeceğiz. Felsefe yapmanın en ilkel biçimi olarak salt düşünce aktarımı yapmaktan uzak durmaya,mümkün olduğunca filozofun dünyasını yeni bir göz ile oku...

Spinoza'nın Ahlak Felsefesi I Hilal Nur Yavuz

Resim
  Spinoza'nın ahlak felsefesi onun metafiziğinden ve psikolojisinden kaynaklanır. O her şeyin mükemmel bir Tanrı'dan geldiğine inanır. Spinoza'nın dönüştürülmüş anlayışında Tanrı, tanrının zihnin olduğu kadar maddenin de nitelikleri vardır; o dünyaya aittir, ayrı değildir. O, kişisel olmayan ahlak dışıdır. Özgürlük ve adalet içinde hareket beden, bahşeden bir ruh değildir. O'nun eşsiz rehberliği, sevgisi ve merhameti ayrı yaratıklaradır (Connor 190). Spinoza, Tanrı'ya ve insana duyulan saygılı, özverili sevgi fikrinin yerine şu düşünceyi koyar: tefekkür zevki. Spinoza, Tanrı'yı doğa ile ''doğanın, her şeyin yüklemi olduğu'' ile özdeşleştirir. Tabiat, her biri mükemmel olan sonsuz sıfatlardan oluşur. Ve bu, genellikle Tanrı için verilen tanıma tam olarak eşdeğerdir. Nwaorgu'ya göre (Nwaorgu 34) Spinoza, her şeyin mükemmel ve sonsuz bir Tanrı'dan kaynakladığına inanır ve kötülüğün var olmadığı sonucuna varır. Evrenin yasalarını çarpık ve pa...

Merhamet I Tuğçenur Erilli

Resim
Schopenhauer, felsefesini metafizik ile sıkıca temellendirmiş bir filozof olarak kabul edilir. Schopenhauer'un olumsuz (Vedik Brahmanizm ve Yahudilik) veya olumlu (Budizm) olarak değerlendirdiği tüm düşüncelerin ortak noktası, vicdan ve ahlakın ortaya çıkmasına yol açan tüm insanların zamansız ve temel bir özelliği olarak acı çekmesidir, yani içimizdeki merhamettir. Schopenhauer, merhametin, bir başkasının acısını bedensel olarak hissetmekten kaynaklandığını ve bunun insanlarda temel bir biyolojik-antropolojik yatkınlıktan kaynaklandığını düşünmektedir. Bu durumun, etik bir farkındalığın gelişmesine ve tüm canlı varlıkların özünde metafiziksel olarak aynı olduğunun farkına varılmasına yol açtığını düşünür. [1] İstek vicdanımızın tüm eylemlerini tanımlar. Schopenhauer önce istemenin var olduğu gerçeğini kabul eder sonra ise istemeyi nasıl inkar edebileceğimizi gösterir. Böylece o, insanın acıdan kurtularak iç huzuru sağlayabileceği yaşama kapı aralayacağına işaret eder. [2] Schopen...